-----------------SİTE TAVSİYEMİZ

www.risale-inur.org

 
Bediüzzaman'ın "iman - hayat - şeriat" şeklindeki sözlerinin tefsiri

Eğitim - Şuur - Aksiyon - Güç" olarak tanımlanan yeni Nurcu öğretinin bölgesel bir imparatorluk" olarak tanımlanması veya "neo Osmanlıcılığın" oluşumu olarak görülmesi sağlıklı bir bakış açısı mı? Yoksa Bediüzzaman'ın "iman, hayat ve şeriat" hedefinin ikinci aşaması mı? "

Daha başka bazılarının da iddia ettiği gibi, hiçbir zaman güç peşinde olmadım ve "eğitim - şuur - aksiyon - güç" veya "iman - hayat - şeriat" şeklinde birkaç basamaklı bir çizgiden de söz edilemez. Bir defa, eğitim ve aksiyon olduğu gibi, şuur da bütün insan faaliyetlerinin tabii bir unsurudur. İnsani olmaktan kaynaklanan ruhudur.

Bediüzzaman'ın "iman - hayat - şeriat" şeklindeki sözleri de yanlış tefsir edilmektedir.

Bunu, onun düşünce yapısının bütünlüğü içinde değerlendirmek gerekir. O, bir başka yerde, "İman, taklide dayalı olarak yalnızca 'inandım' demekten ibaret değildir. Bir ağacın çekirdeğinden meyvelerine kadar ve güneşin eldeki aynada görülen aksinden, deniz yüzündeki aksine ve ta bizzat kendisine kadar temsil ve tecelli mertebeleri olduğu gibi, imanın da o derece çok hakikatleri, Allah'ın bin bir ismi ve diğer iman esaslarının kainatla bağlantılı hakikatleriyle alakalı o kadar çok hakikati vardır ki, bütün ilimlerin ve marifetlerin ve insani kemalatın en büyüğü imandır ve araştırmaya, bürhana dayalı imandan gelen Allah bilgisi, 'Allah hakkında duyulup, yaşanan, tecrübe edilen vicdan kültürü'dür" şeklindeki ifadeleriyle, İslam'ın tamamını adeta imanın tahsili olarak görüyor, hatta İslam - iman anlayışını ortaya koyuyor.

Yine bir başka yerde, "Katiyyen bil ki, yaratılışın en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, Allah'a imandır. Ve, insaniyetin en yüce mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, Allah'a iman içindeki marifetullah - Allah'ı vicdanda duyma ve O'nunla ilgili olarak bir 'vicdan kültürü' edinmedir. Cin ve insanın en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullah - Allah aşkı - dır. Ve, beşer ruhu için en halis sürur ve insan kalbi için en safi sevinç, o muhabetullah içindeki ruhani lezzettir" diyerek, her şeyi adeta imanda düğümlüyor.

Bu takdirde, onun "iman - hayat - şeriat" şeklindeki ifadelerini, merhalelerden çok, fertlerle başlayan iman hizmetinin herkese götürülmesi ve imanın hayatı yönlendiren bir ışık olması gerektiği şeklinde anlamak daha doğru olacaktır. O, bunun dışındaki hedefleri, "Allah'ın vazifesi"ne veya "şe'n-i Rububiyet"e karışmak olarak değerlendirir ve fakirin de yıllardır söylediği hep bu olmuştur.

Onun "şeriat"tan kastettiği de, bugün bazılarının iddia ettiği gibi, teokratik bir devlet özlemi değildir. Çünkü, "İslam'ın yüzde 95'i iman, ibadet ve ahlaka mütealliktir, ancak yüzde 5'i idareye bakar, onu da idarecilerimiz düşünsün" diyen de odur ve bu sözü tek parti döneminde söylemiştir.

O, "şeriat"ı dinle aynı manada, İslam'ın itikad, ibadet ve ahlakla alakalı yanlarını ifade için kullanmıştır. Ayrıca, mesela, yatarken Peygamber Efendimizin okuduğu duaları okuma gibi, davranışlarımızda Peygamberimizi örnek almanın her günkü basit hareketlerimizi bile ibadete dönüştüreceğini söyleyerek, günlük hayatımızı da sünnet yoluyla imanın, İslam'ın çizgisinde sürdürmeyi de şeriat kavramıyla ifade etmektedir.

Başka türlü değerlendirme ve hele hele yapılan hizmetleri güç elde etmeye vasıta olarak görme, menfaati, iktidar olmayı ve maddeyi hayatın merkezine yerleştiren modern anlayışları mutlak hakem yapma demek olur ki, büyük bir yanlış ve çok büyük bir yanılgıdır......

Milliyet, Hakan Yavuz, Fethullah Gülen'le Devletçilik Üzerine Röportaj, 11 Ağustos 1997


| 7609 Kez okundu
| Arkadaşına Gönder | Sayfayı Yazdır | <<< Geri Dön
 
Ana Sayfa | İletişim